Bu sene tiyatro mevsimi açılsa da bir an evvel Haldun Taner'e koşup o sıcak atmosferde birbirinden güzel oyunları seyretsek diye bekliyorduk ki araya giren pek çok koşturmacalı işlerimizden dolayı sezonu Toros Canavarı ile geç açabildik. Haldun Taner'i de özlemişiz, her ne kadar sahnesi küçük de olsa ayrı bir sempatikliği vardır ve ben her oyunu büyük bir mutlulukla seyrederim Haldun Taner'de, hele usta işi bir oyun varsa ve güzel oyunculuklarda eklendiğinde tadından yenmez olur.
Bu haftaki oyuna yer bulamayız kaygısıyla bir kaç hafta öncesinden ayırttığımız biletleri alıp gittik. Nazım Hikmet'in "Yolcu" isimli oyunuydu ve ben ilk defa Nazım Hikmet'in yazdığı bir tiyatro oyununu izleyecektim, bunun için de ayrıca heyecanlıydım. Oyuna girmeden oyuncu kadrosuna şöyle bir göz attık, Bahtiyar Engin, Aslıhan Kandemir, Mehmet Avdan ve Gün Koper'i görünce keyfimiz iki kat arttı.

Perde açıldı ve harika bir dekor ile karşılaştık, fırtına, tipi, her yer kar, kara kış, uğultular, kurt ulumaları, iki katlı ahşap bir ev , yanan bir soba, gaz lambaları, eski bir çok eşya vs... Dekor beni inanılmaz etkiledi ki zaten kışı seven biri olarak ister istemez o ambiyansın içine girdim. Yağan kara, arkada hareket eden trene, telgraf direklerine ve daha bir çok ayrıntıya da ustaca değinilmiş. Ben oldum olası dekor takıntılıyımdır, dekor iyiyse, gerçekçilik de o denli iyi olur benim gözümde.
Konu 1921 yılının kış aylarında ücra bir kasabanın tren istasyonunda geçmektedir. Korkunç bir yalnızlık içindeki istasyon şefi, onun karısı ve makasçının hikayesini anlatır oyun, üçü de yalnızdır hem birbirlerine hem dış dünyaya karşı, neredeyse hayalleri bile kalmamıştır, tek iletişim araçları telgraf direklerinin de devrilmesi ile hayata tamamen umutsuzca bakmaktadırlar. Harpten dolayı ufak bir yara alıp izne çıkmış olan asker, bu yalnız insanların evlerine uğrar ve onlara tamamen kopmuş oldukları dünyadan haberler verir ve bir takım olaylar ile devam eder hikaye...
Oyunculukları da oldukça başarılı buldum. İstasyon şefi'nin eşi (Aslıhan Kandemir) ve atlıyı (Gün Koper) çok beğendim. Bir ara sahne gereği çorba içen Gün Koper tüm izleyicilerin iştahını kabarttı, o nasıl iştahlı çorba içmektir öyle, ekmeği hem bandı, hem doğradı, iki kase çorbayı afiyetle yedi, ee tabi kaç günlük yoldan gelmiş aç bir asker de öyle yerdi zaten :)
Oyun bir kaç hafta daha gösterimde kalacak, tiyatro severlere güzel oyunculuklar, güzel bir hikaye, muhteşem bir dekor ve ambiyanstan dolayı tavsiye ederim...